Temaşa /İstanbul üzerinde bir sihirli ışık.
1 2 3 4 5 6 7 8
Daha sonra Üsküdarlı dilaverle tanıştık.
O da At meydanının bir yaz öğleden sonrası tozlu kızgın zeminde vücutlarına saplı inanılmaz kılıçlarla dolaşan delilere götürdü. Biz burada kendimize göre en uygununu yaparak tebdili hal ettik, aralarına karıştık. Onları bir bir inceledik, akşamları kendi kendimize kaldığımızda resimlerini çizdik hayalden, anlattıkları hikayeleri yazdık küçük defterlere hiçbir şey unutmamaya çalışarak.
Cüce abdi, Alem Aşur'un hikayesini anlattı. Ve günün birinde Ayvansaray'daki kahvede külahlı bir adamı gösterdi ve bu o dedi. Şaşakaldık, benzetemedik. Ama sonra hayalimizdeki resimlerden bir sürü resim çıkarttık, olmadı. Yeniden resimler çizdik, o da olmadı. Sonra kimseye göstermeden bir heykelini yaptık yüzünden başlayarak, ağzını, burnunu, bıyıklarını, sakalını benzeterek. Artık o bizim Alem Aşur'du. Herkesin saydığı ama sevmediği bu adamla ahbap olduk.
(1582) senesinde Sultan III. Murad (1574-1595)'ın, sehzadesi Mehmed için tertiplenen
sünnet düğününe katılan bir sürü canbaz, hokkabaz ve oyuncunun mükafat olarak kaydedilmesiyle, yeniçeri ocağı yavaş yavaş bozuldu diyenleri biz de duyduk onlarla beraber ve bu lafa gülümsedik. Ama savaşlarda hep en ön safta yer alan bu delilerin yüzündeki o garip, yapışıp kalmış gibi duran gülümseme aklımızda takıldı kaldı. Bu acı, buruk gülümseme neyin nesidir öğrenmeye çalıştık olmadı, sorular sorduk, dediğimizi anlamadılar bile. Yine de heykellerini yaparken bu gülümseme de olsun ve benzesin istedik, epey uğraştık.